Küçükken annem iğne oyası yaparken onu izlemeye bayılırdım. Evde çay demlenmiş olur, tüm aile oturma odasında toplanmış ve televizyonda dramatik bir Türk dizisi açık ve annem ile ben haricinde herkes diziye kitlenmiş...Ben gözümü annemin ellerinden ayıramazdım. O mor çerçeveli gözlüğünü takar, yazmanın köşesine pür dikkat ve sabırla minik minik motifler işlerdi. Ben de o sırada bir yandan Barbie bebeklerime kına gecelerinden topladığım pullu halay mendillerinden kıyafetler tasarlamaya çalışıp beceremediğimden onları yere bırakmış olurdum. Annemin gözleri yazmada olduğu sürece biraz daha geç yatabileceğimi düşünür, kendimi büyük hissetmek için uyanık kalmaya devam ederdim. O zamanlar annemin ne yaptığının ne kadar özen gerektirdiğini fark etmemişim ama şimdi, yavaş yavaş moda dünyasının içinde yer alırken geçmişe dönüp baktığımda, o iğneyle işlenen zarafeti çok iyi anlıyorum.

O zamanlar sadece bir “oyalanma” gibi görünen o işlemeler, aslında moda dünyasında başlı başına bir ifade biçimiymiş. Şimdi, annemin ellerinden çıkan her motifin; sabrın, estetiğin ve zarafetin bir birleşimi olarak ne kadar “couture” ve “high fashion” olduğunu çok iyi anlıyorum. 

Bugünlerdeyse bu zarif dokunuşların yeri yalnızca çeyiz sandıklarına kaldırılan yazma kenarlarında ya da nostaljik anılarda değil. Moda sahnesinde, üstelik oldukça parıltılı bir şekilde yer alıyor. Couture yani ‘’özel dikim’’ dediğimiz şey, aslında tam da o son dokunuşta hayat buluyor. O DİVA detay, kıyafeti özel bir hale getiriyor. İşlenmiş bir çiçekle, minicik bir incinin yerleştirilişiyle, sabırla dokunan bir sim telin parıltısıyla...Ve evet, tıpkı bir havai fişek gibi göz alıcı ve büyüleyici bir sonuçla.

Moda dünyasında da işler biraz değişti. Geçmişte lüks moda markalarının özel dikim koleksiyonlarda gördüğümüz nakış detayı artık Be Blue gibi ulaşılabilir birçok markanın da koleksiyonlarında yer almaya başladı. El emeği tabii ki hâlâ çok değerli ama birçok şey artık makinelerle yapılabiliyor. Ama yine de nakış, o eski zarafetini, kültürel derinliğini ve dokunduğu yeri güzelleştiren ruhunu hiç kaybetmedi bence. Her nakışta hâlâ o emek, o estetik ve o ışıltı var. Ve bence bu yüzden nakış, sadece bir süsten ibaret değil, moda dünyasında tasarımcıların kendilerini rahatça ifade ettikleri ve içlerindeki divayı özgürce konuşturdukları parıltılı bir ifade alanı. Dünyanın en büyük nakış ustalarından biri olan François Lesage’in de dediği gibi, “Nakış, moda için Fransa’nın kurtuluş günü kutlamalarındaki havai fişekler gibidir.”

Image credit: @agctugba

Bence de nakış, kıyafetlerde tam anlamıyla bir havai fişek etkisi yaratıyor. Dümdüz bir tişört bile, minicik bir nakış detayıyla bambaşka bir havaya bürünebiliyor. Sanki o küçük işleme, kıyafetin ruhunu uyandırıyor gibi. Romantik bir çiçek, nostaljik bir figür ya da sadece tatlı bir kelime...Hepsi kendine has bir ifade, bir duruş yaratıyor.

Kısacası nakış artık sadece yüksek modanın ayrıcalıklı dünyasında değil. Sokakta, kampüste, kahve buluşmalarında…her yerde karşımıza çıkan, gündelik kombinlerimizin zahmetsiz bir şekilde zarif görünmesini sağlayan vazgeçilmez parçası haline geldi ve ben buna bayılıyorum. Çünkü çoğu zaman bir kombinin güzelliğinin detaylarda gizli olduğuna inanıyorum ve o detay, çoğu zaman incecik bir iğne ucuyla geliyor. 

KAHVERENGİ UZUN KOLLU NAKIŞLI T-SHIRT
SATIN AL
SİYAH UZUN KOLLU NAKIŞLI T-SHIRT
SATIN AL

Be Blue’nun yeni sezonunda da o “incecik iğne ucu”ndan çıkan zarif detaylar fazlasıyla var. Nakışın geleneksel duruşunu günümüz stil diliyle yeniden yorumlayan parçalar, her biri küçük birer hikâye anlatıyor gibi. Bu sezon favorim olan üç parçayı düşününce bile yüzümde hafif bir tebessüm beliriyor: Kalp detaylı nakışlı uzun etek, üzerindeki işçiliğiyle neredeyse bir aşk mektubu gibi. Tereyağı sarısı zeminde kırmızı yengeç nakışıyla süslenmiş kısa kollu tişört ise yazın eğlenceli ve hızlı havasını tam üstüme giydiriyor. Ve tabii ki, natürel nakış detaylı pamuk keten elbise… Hem dokusuyla hem de zarif nakışlarıyla, sanki küçükken tüm evi televizyona kilitleyen o çocukluk aşkı temalı, romantik yaz dizisinin başrolü gibi hissettiriyor. 

Peki ya sen? Bu sezon senin nakışlı favorin hangisi oldu?