Defiledeki androjen silüetler ilk bakışta maskülen görünebilir; ama aslında o blazer’ların verdiği güç hissi, yetmişler ve seksenler modasının kadınlara kazandırdığı o “Ben buradayım” enerjisinin modern bir yansımasıydı. Kocaman vatkalar, net omuz çizgileri… Güçlü, biraz dominant ama bir o kadar da çekici. Blazer’lar artık uzun süredir bir “erkek kıyafeti” ya da yalnızca podyumluk bir parça olmaktan çıktı. Office siren, clean girl aesthetic gibi trendlerle birlikte günlük stilin temel taşlarından biri haline geldi.

Image credit: @whoopsee.it

Hailey Bieber’ın kendi markası Rhode’un Skin Barrier Butter ürününün lansman partisinde giydiği oversize gri blazer-ceket takımı ise bu tarzın en sade ama etkili örneklerinden biriydi. O görünümdeki çabasız havası, blazer ceketlerin neden bu kadar zamansız olduğunu bir kez daha gösterdi. Hem sokak stilinden ofis şıklığına kadar her ortama uyum sağlıyor, hem de minimal bir çabayla maksimum etki yaratıyor.

Yani evet, blazer ceket zaten seviliyordu. Ama Saint Laurent bize onun unutulmaz bir klasik olduğunu adeta yeniden hatırlattı.

Ben de koleksiyonun tasarımcısı Anthony Vaccarello'nun vizyonunu selamlayarak sizi Be Blue’nun Blazer Ceket koleksiyonuna davet ediyorum. Şimdi gelin, bu zamansız ceketleri farklı stillerle ve ortamlarda nasıl yorumlayabileceğimizi düşünelim.

Koleksiyonun kocaman bir gardırobun içinde olduğunu ve o dolabın önüne geçtiğimi hayal edin. Hava 38 derece, yüzüme yeni sürdüğüm güneş kremim parlıyor ve içimden geçen tek şey şu; ‘’Sıcaktan ölmeden nasıl havalı olurum…’’

Bir bakıyorum, kuşaklı bir keten blazer göz kırpıyor. Rengi böyle tereyağı gibi bir sarı. ''Tereyağını yeme ama giy!'' diyor sanki. E bu yazın trend rengi tabii, butter yellow yani TEREYAĞI SARISI ve daha şimdiden beni ferahlattı. ''Beni giy, kuşağı da tam bele oturt, yürürken hafif gevşetirsin, güzelliğinle ofisi karıştırırız.” diyor -tamam onu ben seslendiriyorum ama aramızda kalsın- Eh onu kıracak değilim ya. Üstüne halka küpeler, elime de termosuma koyduğum buzlu bir kahve…Altıma da aynı renk pileli keten bir pantolon geçiriyorum ve tam bir ''summer office girl'' olarak evden çıkıyorum. Havalı bir yürüyüş ve istikametim metrobüs...

Tam kafamın içinde o havalı yürüyüşle metrobüse binerken, gardırobumun içinden başka bir parça bana yine cilveli cilveli göz kırpıyor: “Bugün biraz daha havalı takılmak ister misin tatlım?” diye soruyor adeta. Crop blazer bu. Bel hizasında biten, vücuda oturan hem tatlı hem fena halde havalı. Altına uçuş uçuş uzun bir puantiye desenli etek geçiriyorum, Elimde file çanta, içinde biraz incir ve kayısı, güneş gözlüğü, kırmızı bir dudak tinti. Serin serin, tatlı tatlı, şehrin sıcağında hava atan bir “şehir kızı” modundayım. Ha tabii, crop blazer'in rengi de keskin bir siyah. Sanki “bak bana” diyor. Duruşu net ve tavrı flörtöz. E sokaktaki herkese de baktırıyor tabii kendini. 

Akşamüstü oluyor, hava biraz serinlemeye başlıyor ama planlarım hâlâ sıcak. Bir rooftop buluşması var. Kızlarla yemek sonrası biraz içecek, biraz kahkaha. Dolabın içinden bu kez simsiyah, kruvaze kesimli bir blazer göz kırpıyor. Üzerindeki düğmeler sanki geceyle yarışıyor; mat ve sade ama iddialı. “Hadi bakalım, bu gece senin gecen olacak” diyor sanki bana. Altına saten, uzun bir elbise geçiriyorum. Çantam küçük, topuklularım yürüdükçe tak tak ses çıkarıyor. Blazerı omuzlarıma atıp Carrie Bradshaw gibi “ben az sonra bu ortamdan sıkılabilirim” havasına da bürünebilirim, Miranda gibi ceketi giyerek ''Ortama hakim ve havalıyım'' da diyebilirim. Boynumda gold kelebek kolye var ve tavrım sanki bu kombin için saatlerce ''uğraşmamışım” gibi. Sanki bir moda bloğu yazarı değil de romantik komedi bir filmin havalı ama sakar başrol kızı gibi rolleniyorum. 

Yani o tozlu kahve kuşaklı kruvaze blazer, beni sadece havalı yapmakla kalmıyor. Bir sahneye çıkarıyor. Işıklar üstümde, bakışlar bende. Hem ağır başlı hem eğlenceli. Yani...tam bizlik.

İşte böyle. Blazer dediğin, sadece bir ceket değil; ruh halin, planın, hatta bazen günün temposu. Sabah ofis kızı, öğlen şehirli, akşam ise rooftop’ın yıldızı… Hepsi dolabındaki blazerlarla mümkün. Tarzınla -tıpkı benim bu yazıyı yazarken kurduğum senaryolar gibi- hikâyeni sen yazarsın, bazen ketenle hafif, bazen kruvazeyle karanlık ve derin…-şaka- Ama her seferinde güçlü, özgün ve unutulmaz.
Blazer’ı giy ama sadece üstüne değil. Karakterine de yakıştır. Çünkü bu yazın en güçlü tamamlayıcısı sensin ve Be Blue sen kombin yaparken yatakta oturarak seni destekleyen en yakın arkadaşın olarak seninle!