Stil sahibi görünmenin sırrı kolyelerde gizli! İster yazın sahilde ister sonbaharda pumpkin spice latte almak için kasa sırası beklerken...Be Blue’nun zamansız kolyeleri, en sade kombinlerini bile bir üst seviyeye taşıyor. Hazırsan, havalı kızların takı rehberi başlıyor!
Uzun zamandır moda dünyasında kolyelerin ne kadar önemli olduğunu, kadınların boyunlarının boş bırakıldığı kırmızı halı görünümlerini görünce anladım. Gerçekten, stilistler ne düşünüyordu bilmiyorum ama bence bir kombinin kesinlikle en büyük tamamlayıcısı kolyeler!

Bu yaz bohem moda rüzgârı tüm gardıropları etkisi altına aldı, sadece kıyafetlerde değil, kolye trendlerinde de aynı hava esiyor! Kolyeler artık sade ve minimalden çıkıp nostaljik, ruhu olan parçalara doğru evriliyor. 70’lerin özgür ruhunu yansıtan doğal taşlar, çiçek motifleri ve uzun iplerle göğüs hizasında sallanan kolyeler yeniden popülerliğini kazanıyor.

İşte tam bu noktada, bohem stilin olmazsa olmazı haline gelen sallantılı kolye trendi ön plana çıkıyor. Jane Birkin’den Stevie Nicks’e, Woodstock ruhunu taşıyan o ikonik taşlı ve sembollü kolyelerin günümüz versiyonu gibi! Son moda haftalarında Chloé, Ralph Lauren ve Gucci gibi dev markalar, modellerini tam anlamıyla “Boho Tanrıça” havasında doğal taşlarla süslediler.
Türkiye’de de bu akıma uyan markalardan biri de Be Blue. Yeni kolye koleksiyonlarında hem silver hem de gold seçeneklerle, çiçekli, kelebekli, halkalı, taşlı ve doğal taşlı uzun kolyeler var. Sanki annemin ya da ablamın dolabını karıştırırken bulmuşum gibi zamansız, vintage ama bir o kadar da şimdiye ait parçalar! Bu kolyeler ister basit bir tişörtle ister salaş bir elbiseyle kombinlensin, anında stilini bir üst seviyeye taşıyor.
Bu yaz kolyelerde sade ve minimal değil; hikayesi olan, enerjisi yüksek, uzun ve sallantılı modeller revaçta. Be Blue’nun bu koleksiyonu tam da bu ruhu yakalıyor ve bohem stil severlerin favorisi olmaya aday!

Be Blue’nun kolye koleksiyonundan üç favori seçme şansım olsa, kesinlikle silver çiçek kolye, silver taşlı zincir kolye ve doğal kahverengi taşlı kolyeyi alırdım. Hem çok havalılar hem de her kıyafetle kolayca kombinleniyorlar.
Mesela, ofise gitmek için zar zor uyandığım bir sabah kombin yapma enerjim henüz yerinde olmadığında bir kot pantolon ve basit bir tişörtün üzerine silver çiçek kolyeyi takardım. O minimal ama şık havası, gündelik stilimi hemen yükseltirdi. Üstelik çiçek detayı hem tatlı hem enerjik bir dokunuş katar ve sabah aynanın karşısında gözlerini ovalayıp makyaj bile yapmayan üşengeç kız imajımı çok iyi saklardı. Eğer biraz daha uykumu alırsam üzerine geçirdiğim -Tabii ki yine Be Blue’dan- bir yırtmaçlı blazer ceketle Kopenhag Moda Haftasına gitmiş havalı bir fotoğrafçı kadar havalı bile durabilirdim.
İkinci seçeneğim olan silver taşlı zincir kolyeyi ilk tercihimin üzerine takıp ‘’takıp takıştırmak’’ terimini kombinimde yaşatabilirdim ki üst üste takılan kolyeler de şimdi çok moda. Yazın gelmesi ile ‘’Hot mess’’ yani ‘’sıcak ve dağınık’’ görünümler revaçta olduğu için Maçka Parkında kolumun altında Cosmopolitan’ın yeni sayısı ile gezerken bir yandan da dondurma yiyen sıcak ve dağınık bir Be Blue kızı olabilirdim. Muhtemelen altıma uzun pileli bir etek veya kısa bir denim şort, üzerime de ince bir tişört geçirirdim.
Üçüncü favorim olan doğal kahverengi taşlı kolyeyi taksam, kendimi sanki yaz tatilinde bir sahil kasabasında yaşayan; gündüz sahilde arkadaşlarıyla fotoğraf çekilip storyler atan, akşamüstü ise iskelenin ucunda gün batımını izleyip hayatı romantize eden o kız gibi hissederdim. Üzerimde yine Be Blue’dan keten elbisem, yanımda hasır çantam… Saçlarım denizden yeni çıkmış gibi hafif dalgalı ve rüzgârda savruluyor. Kahverengi taşın o sıcak tonu güneşin altında parlayınca, sanki boynumda küçüklük arkadaşımdan — ya da belki aşkımdan — kalma bir yaz anısı taşıyormuşum gibi oluyor. Ve itiraf edeyim; bu kolyeyi takıp şehirde keten kimono-pantolon kombiniyle bile dolaşsam, “Bu kız acaba tatilden mi geldi, yoksa tatile mi gidiyor?” diye düşündürmek de baya hoşuma gider.
Yani anlayacağınız, bu üç kolyeyi koleksiyonuma katarsam yaz boyu “hangi kolyeyi taksam?” diye düşünmeyeceğim, çünkü cevabım hep “üçünü birden” olacak. Hem hayat kısa, hem kolyem uzun, takıp takıştırmanın tam zamanı!
Bir de itiraf edeyim; bu kolyelerle bir kafede, her gün gittiğim parkta veya beach’te otururken yan tarafımdaki kızın bakışlarını yakalamak, “Boynundaki nereden acaba?” diye merak ettirmek bana ufaktan bir haz verir. Belki birkaç gün sonra aynı kızı Be Blue’nun sayfasında kolyeleri incelerken görürüm, kim bilir? İşte o zaman içimden “Welcome to the Be Blue Gang, kızım” derim.
Zaten yaz, biraz ilgi çekme, biraz da anı biriktirme mevsimi değil mi? Arkadaşlarla aniden verilen deniz tatili planları, spontane şehir kaçamakları, akşamüstü gün batımı yürüyüşleri… Yanıma çantamı, telefonumu ve bu üç kolyeden en az ikisini almadan evden çıkmam. Çünkü ne zaman fotoğraf çekileceği belli olmaz, ne zaman tatlı bir yaz hikâyesi başlayacağı da… -ve evet, belki ben bunu bir yaz aşkı olarak manifestlemiş olabilirim.- Hikâyenin konusu size kalmış.
Peki ya sen, bu yaz boynunda hangi hikâyeyi taşıyacaksın?

